29 Aralık 2012 Cumartesi

Koibito (恋人) ....

      Nandake? (なんだけ ?) Watashi wa Yu ga suki. ( 私 は悠 が  好き。)

     

13 Aralık 2012 Perşembe

Ölüm...


         Kaybetmek kötü seni... Öksüz kalmak da kötü tabi ki...

         Şimdiden özledim....

         20 yaşında kalbi kırık, ruhu yorgun bir erkek çocuğu var arkanda....

         Duygularını tarif edemeyen yorgun bir elçi şimdilerde...

       


          Senin için baba.....




7 Aralık 2012 Cuma

uw dedim bu gece.

         Kaç kere böyle hissetmiştim seninle bilmiyorum....


6 Aralık 2012 Perşembe

Düşünmek mi? Nesli devam ettirmek mi?

         Güzel bir kadın gördüğümde hep etkilenmişimdir... Nedense erkekleri etkileyen temel nedenlerden biri bu güzellik.. Schopehauer bu konuya; çekici sınıfına dahil edilen kadınların doğum uyumu yüksek ve çocuğa güzel genetik kod aktarabilecek kişiler olacağını ve aşkın bu doğum uyumu sürecindeki çekim sonucunda ortaya çıktığını söylemesiyle biraz daha farklı yaklaşıyor... Belki herkeste böyle ise bende de böyledir..

         Kendimize hareket çerçevesi çizmemize yarayan sosyal kurallar, doğruluğu lokal olarak uygulandığında ortaya çıkan duvarlar... Bazen edepsiz konuşmanın komik olması, bazen ise çok ayıplanabileceğiniz hatta dışlanabileceğiniz kadar uçta kalmasının anlaşılması kadar zor belki de... Ha eğer siz ortama göre şekil almaya başlarsanız, bu sizi iki yüzlü yapmaya başlamaz mı? İki yüzlü olmak da kötüler sınıfına dahil değil mi? O zaman karakterinizi korumanız lazım? Hem bu karakteri koruyup hem de hiç hata yapmamanız için de hiç evrimleşmeyen, devrilmeyen bir yerde yaşamanız lazım? E, nasıl olabilir ki böyle bir şey? İnsan oğlu aklının getirisiyle, iradesinin yetisini birleştirdiğinde mecburi evrime sürüklenen bir yaratılmış değil mi?

         İşte tüm bu sorular, genel manada hareketlerime yön veren sorular... Güzel bir bayana yaklaşırken de aklımda olan konular... Yapılan her hareketin aslında doğru ve yanlışı barındırdığını bir bayana nasıl anlatabilirsiniz ki? Dinler mi ki? Hele bir de güzel bir bayansa, etrafına bakıp bu tür şeylere takılmayan sadece kendi istediğini bulabileceği Düz bir Adama yönelmesi ve onu elde etmesi daha mantıklı değil mi? Evet, onlar da öyle yapıyor zaten.

     

      DipNot: Düşünmek bazen dünyanın en gereksiz şeyidir bir erkek için. Gerçekten düşünebiliyorsan hele, çok şeyler değiştiği zaman hayatında, değişmemiş olsaydı diye keşkelerle yakarıyorsun kendine... Çoğu insanın bilinçaltının kabul ettiği gibi, neslin devamı için geldik sonuçta dünyaya...

                   Düşünen bir kadın için de dünyaya çocuk getirmek zor olsa gerek...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Watashi wa kamaimasen...

       "Watashi wa Samet des" dediğimde koptu ipler... Kahvaltımız laz fıkralarından farkısız; 2 laz, 2 türk, 2 çinli, 2 japon içermekteydi... Etkilenmedim diyemem ancak, hayatına pek çoklarca baraj yapmış bir insan olarak söyleyebilirim ki bu suyun bir akış güzergahı var, şaşamaz ama gene de şansını denemekten de beni kimse alıkoyamaz :) Şimdilik çat pat bildiğimi düşündüğüm Japonca'mı üst seviyelere taşıma iştiyakıyla hareket ettiğimi söyleyip, kendimi bir güzel kandıracağım.. Hepinize hayırlı koşuşturmacalar :)

       

23 Kasım 2012 Cuma

Yüzünü çevireli çok oldu.

         Seninle bana hayat güzel bir gelecek sunacakken, sen benimle hiç tatmadığın zevkleri tadacakken, ben ise seninle bir nebze mutluluğa ulaşabilecekken bıraktık ya ellerimizi... Sonrasında hep düşündüm, bazen olmasını istersin ya imkansızdır ya sende bende aynı hisler içerisindeyiz yalnız tek sorun var senin bunu hissetmeye hakkın yok! Kaç kere imkansızı çiğnedim ben senin için bir bilsen, kaç kere nelere katlandım bir bilsen... Sen ise hep ürktün, bu bizi bitiren lanet özelliklerinden ilki idi; ikincisi ise inat...

         Diğer insanlara benzetmen de koymadı değil hani, değer ölçülerimi diğer insanların ölçü kaplarına benzetmeler falan.... Ben seni farklı, kendim gibi zannetmiştim bunun için elimde olmasına rağmen başka insanların yaptığı gibi değer kaplarını doldurmadım.. Son zamanlarda biraz dener gibi olmuştum ama olmadı sanırım, yapamadım bana göre değildi...

        Her şey diz dize olmamız ile çözülebilecekken biz ayrı yerlerde yaşamayı tercih ettik, demokratikti en azından haksızlık yoktu sevinebileceğim bir o kaldı şimdi...


        Can çekilir topraktan,
        Cemre düşeli çok oldu,
        Sabır dilerim Allah'tan,
        Yüzünü çevireli çok oldu.

         Saçların omzuna dökülür,
         İnce belin ne güzel bükülür,
         Sızıyla yaram kabuğu sökülür,
         Yüzünü çevireli çok oldu.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Yalnızlık Aynası, Kısım 1 ...

       İnsan kendinden kaçar, dört nala olmasa da tüm gücüyle elinden geldiğince.. Saklanır içindekinden, kendinden... Karanlıktan korkar misali korkar yalnızlıktan; belki de bilmediğindendir, tanımadığındandır kendini... Yalnızlık insana kendisini tanıma fırsatı verir ancak her insanın kendini tanıması hoş olmayabilir çünkü yeni tanıştığı kendisinden tiksinebilir... Bu sıralar, sosyal ortamdan uzak durma denememin saymadığım bir haftasına girmek üzereyim ve yalnızlığımdan daha doğrusu yalnızlığımda karşılaştığım kendimden korkar oldum... Tiksindiğimi düşünmüyorum ancak her balık burcu insan gibi şişirilmiş hayallerim sayesinde, ulaştığım hiçbir şeyin beni tatmin etmesi söz konusu değildir...

        Sosyal ortama bağlı kalmak, bu zamana kadar hep maske olarak gördüğüm fakat iş bölümü esasına göre insanların bazı ihtiyaçları yaratıcı tarafından birbirlerine bağlı kılındığından ötürü maskeden farklı olarak kıyafet giyme zorundalığına benzer bir şekilde yorumlama getirdiğim bir şey halini aldı... İçgüdüsel olarak yaratıcın bizi sosyal olmaya mı yoksa yalnız başımıza yaşamaya mı ittiği sorusuna birçokları "insan sosyal bir varlıktır" paradigmasıyla açıklama getirmeye çalışmış olsa da bu benim tarafımdan tatmin edici bulunmayan bir cevap olarak kalmıştır. "Haya" diğer adıyla örtünme içgüdüsü gerçekten var mıdır yoksa İslamiyet bunu cinsel dürtüyle ilintili olduğu için mi içgüdü kabul etmiştir bilmiyorum ancak sosyal olma içgüdüsü de örtünme içgüdüsü kadar başka amaca hizmet eden hatta belki de cinsel içgüdüye hizmet eden bir olgu olarak canlanıyor gözümde. Bu sebepten ötürü belki de cinsel dürtüsünü törpüleyebilmiş-inanması her ne kadar zor olsa da varlığının somut delilleri varmış- insanların sosyal olmasına gerek kalmayabilir. Kısa bir örnekle açıklanmak istenirse: Kişi cinsel anlamda herhangi bir birleşmeye kapalı olduğu zamanlarda-karısının vefatı, sevgilisinden ayrılma, büyük depresyon, evlat kaybı, yeni doğum- sosyal olmaya da bir nev'i kapalı hale geliyor ve sosyalleşmek istemiyor.. Aynı olay uzun süreli "tek cins habitatları"nda da görülebilmektedir, kişi veya canlı ya sosyalleşme ve ciftleşme arzusuyla dolup taşacak ya da sosyalleşmeden tamamiyle kendini geri çekecektir. Öyledir ki evlilik durumlarında kişiler sosyalleşme arzularını yavaş yavaş, bazen birden yitirirler. Hatta evlilik ya da birliktelik sürecinde çiftler birbirlerinin sosyalleşmelerine sınırlamalar koyma, kıskanma gibi içgüdülere sahip olacaklardır ki sosyalleşme süreci kişinin eşi için potansiyel bir tehlike olarak hem bilinçüstünde hem de bilinçaltında algılanmasının sonucu olarak düşünülebilir.

       Yalnızlık aynasında fark edeceğiniz şeyler sadece cinsel hayata dair şeyler olmayacak elbette ama kişinin kendini tanıması cinsel kimliğiyle ve yaşantısıyla doğrudan ilişkili kabul edildiğinden kendinizi tanımak için cinsel kimliğini, çiftleşme içgüdünüzü de tanımak zorundasınız.

       Çoğu insanın yaptığı gibi kendinizden kaçmayı bırakıp ayağa kalkın ve kendinize yalnızlık aynasında bir bakın. Olduğunuza inandığınız kişi ile emin olun aynadaki farklı olacak ve hangimiz gerçek hangimiz yalan diye sormaya başlacaksınız. Potansiyelinizi ortaya çıkarabilmek için yalnızlık aynasında gördüğünüz sizin, olduğunuzu düşündüğünüz sizle aynı olması gerekir.....


*Sosyalleşme, sosyolojik bir terim olarak değil, sosyal ortama katılmak anlamındaki halk arasındaki kullanım şekliyle kullanılmıştır.

Bıkkın...


I feel the anger changing me....


10 Kasım 2012 Cumartesi

MetA, Ruhun Sesi

       Hayat zor olunca bazen, koyveremeyince içinizdeki su birikintisini rahatça gözlerinizden motivasyon aracına ihtiyaç duyuyorsunuz; söküp atsın içimdeki derdi, yenilesin yüreğimi dercesine...

       Motivasyon aracınızsa bazen bir omuz, bazen bir yastık, bazen bir şarkı, bazen bir kadeh oluveriyor...

       Biz hissetmek için motivasyon aracına sahip kör kalpler olarak, nasıl beklenilebilir ki müzik dinlemeden ağlayabilen insanların hissettiklerini hissebilmemiz? Nasıl söyleriz onlara ayrılık şarkısı duymadan eski sevgiliyi hatırlamadığımızı? Nasıl anlatırız sevgi dolu bir evde büyümüş olmamıza rağmen sevgi hissedemediğimizi?Hayatı yanlış yorumladığımızı söylese ne deriz söyler misiniz? Her besteyi kendimiz yapmış havasında yanlış yorumlayarak beğeni bekleme çabası içinde olmak neden? "Met"hedilmiş bir A kategorisi kadar saçmadır alnımıza yazdığımız koca A. "MetA"dır bir nev'i, bir türevi de. Kazırız içimize türevlerini hayatın ancak aslından o kadar uzak kalmışızdır, bilememişizdir ki türevin tanım kümesi "asıl" ise asıldır!

       Büyük resmi asla göremeyeceğimizin, hayatı ise asla anlayamayacağımızın kanıtıdır bu da; onca alt kültüre bölünmüş bir dünya, pek çok popüler kültürle süslenmiş bir dünya...

       Buyrun size o dünyadan saf hissedilerek yazıldığının düşündüğüm birkaç notanın birleşimi : Ruhun Sesi.


7 Kasım 2012 Çarşamba

Bilmem ki bu hep böyle böyle gider mi?



       Kendine iyi bak dedim,.
       Sevdaya hasret kalacağımı bile bile, gözlerine bakmak için yanacağımı bile bile hem de
       Vedalaşamadan gözlerinle, erkenden unutmayı istemiştim de...
       Olmadı, olmazdı belki de...

     
        Menekşe kokusunda aramak seni,
        Mavzer çığlığında aramak,
        Bilmem ki bu hep böyle böyle gider mi?

3 Kasım 2012 Cumartesi

Kalp yiyen insan mı varmış?

           Hayat o kadar çirkinleşmiş ki insanlar insan eti yemeyi bıraktığından bu yana insan kalbi yemeye başlamışlar ve tek kalbin yetmediğinden olsa gerek seri katil havasında, soğukkanlılıkla, bazen tek tek bazen aynı anda bir çok kalbi yemeye başlamışlar ve kimi ibneler bunu pazarlamış, hoş göstermiş, elma şekeri süsü vermiş; biz ise afiyetin tadına varmayı bırakıp üstüne para bile vermişiz.

          Bunu kime anlatabilirim ki? Kendisinin kendisine ait olmadığını, kadının kadınlık kavramına yakışmadığını, erkeğin erkeklikle alakası olmadığını... Kadın, kadın değeri görmek istemeyip erkeklerin etinin,kalbinin peşine düşmüşse hele ki bunu da pazarlama havası içerisinde yapmışsa, tadını da bunda aramışsa..... Erkek aynı hevesle hareket etmişse... Sanat gibi bir şeyin ortaya çıkmasını nasıl bekler insanlar? Kabul edin Nedim ölmüş, Fuzuli unutulmuş bile çoktan.. Sadabada giden yok, Su Kaside'si ne bilen yok... Whistle Baby ile büyüyecek olan çocuklar, ıslık çaldığında mankenlerin etrafına toplanması gibi boş bir hayalde kalacak belki de... Eli yarinin elini tutarken titremeyecek, fedakarlık ne belki bilecek ama sevdiğinin varlığına değil sonunda alacağı hazza odaklanacak... Bazen hazzı da umursamayacak, paraya bakacak... Pazarladığınız şey keşke sadece icatlarımız, buluşlarımız, ürettiklerimiz olsa... Bunları da geçtim keşke pazarladığımız beynimiz bile olsa ama vücudumuz ve asla kalbimiz olmasa... En kötüsü de bu tabloyu görüp benim gibi hayatın elinden bırakma istediğine sahip olacak insanların hali...

         Kalbinizi, vücudunuzu ve tercihen beyninizi bile satmamanız, mümkünse kiralamaya bile yaklaşmamanız dileğiyle...

28 Ekim 2012 Pazar

Ölüm kokan evlilik...

        10 dakikalık karımı gömdüm az önce. Güneşli bir hava vardı, her romanda her ölüm sahnesinde olduğu gibi kasvetli bir hava beklemiştim lakin 10 dakikada bu kadar hazırlanabilmişiz ölüme, ölümün kokusu bile taze kaldı havada. Hayatla ölüm arasında ince bir çizgi var, çizginin bu tarafı güneşli diğer tarafı yağmurlu... Herkesin hayatında en çok görmeyi arzuladığı sahne olan açık havada yağmurun yağdığı ve yağmadığı o ince çizgiyi tespit edebilmek, ölüm ve hayat arasında belki de... Grup ve şafak süresinin 10 dakika sürmesi ne kadar acı, 10 dakika önce doğurduğum güneş, 10 dakika içinde batınca ben de donakaldım.. Sıradan bir ölüm olsa belki sakin karşılardım, hatta gülebilirdim bile belki ama ölümün aniliği, suratıma vuruşu soğuk soğuk terlememin sebebi, suratımaysa aynalar uzak...

        Tazecik kokan hava ölümle karışmış, ölüme de karımın kokusu karışmış. Bırakmıyorum toprağı kapanmışım bir de ben kokayım gözyaşım koksun istiyorum, benim kokumda karışsın ölüme, karımın kokusuna diyorum... Daha kokum karımın kokusuna karışacak fırsatı bulamamışken, ölüm ne kolay çaldı kokunu hayatım? Tenin tenimi hissetmeden, toprak ne güzel sarıp sarmaladı bedenini? Ben seni kanepeden bile kıskanıp, kanepede bile yalnız bırakmamayı hayal ederken ne kolay teslim ettim seni ellerimle toprağa...Nankör olmasa bari de toprak benim tutabileceğim kadar zarif tutabilse bedenini...

       Arkamı dönemedim, koluma girdiler kaldırdılar, ruhum yerde kaldı seninle..Bacaklarım bırakın adım atmayı, ruhumu yerden kaldıramadı... Nasıl götüreceklerini bilemediler; ruhumu topraktan, o saçlarının çoktan kök salmaya başladığı topraktan, ayıramadılar... Yerlerde sürünen psikolojimin yanına, yerlerde sürünen bedenimin eklenmesi hoş bir ironi oldu...

      Eve geldim, güllerle süslenmiş yatağa uzandım, seni hayal ettim... Duvağı kaldırışımı, gülüşünü, saymaya gücümün yetmediği birçok şeyi hatırladım... Kokuna buladığım gözlerim, onlardan akan yaş yatağa kokunu bulaştırma çabası içerisinde sırılsıklam etti heryeri... Sarıldım gölgene şizofren olma umuduyla, şükür uyumuşum...

25 Ekim 2012 Perşembe

Remember Tomorrow!

 Şarkılar, uzun uzadıya yazılacak onca şeyden daha iyidir derim bazen. Duyguları ifade etmede, bulunduğunuz ruh halini resimlemede.... Bu şarkının abstract kısmı ise : "Yesterday's sorrows, tomorrow's white lies"


 

     

23 Ekim 2012 Salı

Arada bir...

Arada bir aklıma sen gelince yine
Arada bir gördükçe rüyamda ben seni
Arada bir eskimiz gelince aklına
Arada bir gözlerin dolup dolup taşınca
Arada bir buluşalıum seninle biz yine
Arada bir görüşelim seninle biz yine
Arada bir sevişelim
Arada bir buluşalım seninle biz yine
Sokaklarda el ele dolaşalım gizlice
Sinemalarda sarılalım birbirimize
Kimseler görmesin senle beni birlikte
Kimseler duymasın etrafta bizleri
Arada bir buluşalım seninle biz yine
Arada bir görüşelim seninle biz yine
Arada bir sevişelim
Arada bir buluşalım seninle biz yine
Arada bir,son defa...
Arada bir aklıma sen gelince yine
Arada bir gördükçe rüyamda ben seni
Arada bir buluşalım seninle biz yine
Arada bir görüşelm seninle biz yine
Arada bir sevişelim
Arada bir buluşalım seninle biz yine
Arada bir,son defa...

22 Ekim 2012 Pazartesi

Bilin ki

 Canınız bir şey yapmak istiyor ve yapamıyorsanız, bilin ki yeterince paranız yoktur!

 Canınız bir şeye değer vermek istiyor ama veremiyorsanız, bilin ki çok paranız vardır!

19 Ekim 2012 Cuma

Ortak dil

          Hayat, yanımdakiyle benim ve diğerinin birleşiminden oluşan bir olgu belkide.... Ne onlar beni anlar ne de ben onları ama anlaşırız bir şekilde, ortakmış ya dil.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Ceyhun Abi'min hoş süprizi

        Ceyhun Abi'm hoş teklifiyle beni gururlandırdı. Artık beraberiz ve çalışmalarımız son sürat devam ediyor yalnız "wicked game" adı şarkıyı setlistten çıkartmayı teklif ettim bile... Çalmak isterdim ama hoş bir anısı yok...

12 Ekim 2012 Cuma

Yeni Yol!

       Hayatın zor olması, erken yaşlarda bilinmesine rağmen yaş ilerlemeden anlaşılması zor bir durum...Bir yeriniz ağrımadan, o eşik dedikleri yere gelmeden biraz zor hissediyorsunuz ölümü de...

       9 saat uykunun çok büyük lüks olduğu, bırakın eğlenmeyi arkadaşlara 3 hafta da 1 saatcik vakit ayırmanın lüks olmaya başladığı şu günlerde vaktinizin değerini anlamaya başlıyorsunuz...

       Alışkanlıklarınızı, yaşam tarzınızı değiştirmeniz gerekebiliyor, favorilerinizden olan "pazar paşa kahvaltısı" artık yok mesela... Ya da cuma akşamı eğlenmeleri... Tek bırakmadığımız şimdilik, malum dizileri kardeş üçlemesiyle ev ortamında kola+cips kombinasyonuyla izlemek cumartesileri...

     En kötüsü de o şeytan üfürüğü cümle: "Ya bu kadar şeye değmezse".

     

     

27 Eylül 2012 Perşembe

Chasing the Sun!

   Hayallerimin peşinden gitmek için ilk gerçekçi ve somut adımı atmış bulunmaktayım. Hala inanamamakla beraber, bayram sevinci yaşayan çocuklar gibiyim.... İnancım büyük, herşey çok güzel olacak... Hayallerimin ne olduğunu sizinle paylaşmak isterdim ancak "çok kulak var"... Sadece bir anahtar kelime söyleyebilrim: HUKUK.

   İnsan bazı şeyler yaşadığı insanları unutamıyor, benim için tek sıkıntı bu olabilir...

    Aynı duyguları hala hissedebiliyorsam sevmişim demektir...

23 Eylül 2012 Pazar

"Sonlanmayan Gerçekler" Kitabımız ÇIKTI!

Sonlanmayan gerçekler adlı kitabımız sonunda çıktı. Arıkan arkadaşımın el emeği göz nuru ile yazdığı Sonlanmayan Gerçekler kitabı piyasa sürülmüş de benim bile haberim yokmuş.. Beğeneceğiniz ve ilgi ile okuyacağınız bir kitap olduğu kanısındayım.. Şimdiden iyi okumalar...

19 Eylül 2012 Çarşamba

Dilek-Şart Kipi Kullanımı Artması..

    Sakinim. Şu benim için kasvet dolu şehre döndüğümden olsa gerek.

    Anlamsızım. Hayatımın kontrolünün elinden alınması ne demek?

    Kırığım. Hadi hoş olmayan bir rüyadan çıkışa erek.

.
.
.


     Ağzımın tadı kaçık, gözlerimin altı dolu, evet ben artık olduğundan genç gösteren ancak o farkı kapatmaya eğilimli bir insanım.....Buna engel olabilsem...

    Keşke bana da cesur olan insanlarla denk gelebilsem... (cahil değil yalnız, cesaretli)

    Özgürlüğün tadını anlatabilsem keşke insanlara, kokladığınızda genzinizde bırakan kımıltıyı, tattığınızda dilinizde kalan emme isteğini anlatabilsem... Azcık ucundan da tadabilsem...

     Neyin ne olduğunu bilmeden konuşmayan insanlarla aynı mecliste bulunabilsem...

     10 yıl sonra öngördüğüm şeylerin gerçek olmayacağına inanabilsem...

     O kadar büyük bir sinir besliyorum ki içimde yazmaya korkuyorum....Ama yazabilsem...

.
.
.

     Bilmem ki siz ne isterdiniz? Keşke umursayabilsem...

11 Eylül 2012 Salı

Arkadaşlar ve Dost.....

Nefes alış verişim farklı şuan... Bugün ne güzeldi... Eskişehir'i özlemişim vallahi....

8 Eylül 2012 Cumartesi

Hayırlı olsun, Ölüyü gömdünüz..

 20'li yaşlarda ölmüştüm ben,
 Çoktan sönmüştü o çakmak gözler
 Kaybolmuştu o heyecanlı ruh
 Beklemek istemezdim ama
 80'imde gömdü ibineler...

Dedim ya 20'lerde öldüm ben
Kiminin çiçek açtığı arzuda
Kiminin aşık olduğu anda
Yaşamak istemedim ama
 80'imde gömdü ibineler..

20'lerde öldüm ben,
İstemediler ki atlayayım
Boğaz köprüsünden, Galata kulesinden
Sağ sağlim gitmek istemedim ama
80'imde gömdü ibineler...

ey sârebân, ey kârevân, leylâ-yi men kocâ mî berî bâ borden-i??

        Elim tenine, elim eline bile uzun süredir değmiyordu; hasretini koklamayı denediğimde kalbim sıkışıyordu. İllet-i hasretini yenmek için kalbimle değil beynimle hareket etmem gerekiyordu çünkü kalbim umursamazdı , bencildi; kendisinden başka hiçbirşeye göre hareket edemez basiretsiz bir organdı. Aşk basiret sahibi değildir, "basiretli insan aşık olamaz" inancı yanlıştır, "aşık insan basiretli olamaz" denilmesi gerekir doğrusu. Ben de basiretsiz hareketlerden korkan bir beyincil erkek edasıyla planlar kurdum, seni dahil ettim. Ne güzeldi diyorum şimdilerde ister istemez.

     
          Senin bana bakarken, benimle olurken ne düşündüğünün ise hiçbir önemi yok şu günlerde, tamamen kendi arzularımın peşindeyim, biliyorum belki uzun bir süre hissedemeyeceğim, ama bilmiyorum da belki de bir an var hissetmeme...
       

          Anlatmaya doyamayacağım "an"larım da var seninle...

       
          Gelmen mi? Bu saatten sonra mı?
          Yapma...
          Çünkü; 
          Geçmişimdin*...


           Hissettirici Dinleme:
     

         


* Geçmişimdin = Geçmişim 'in di'li geçmiş hali, geçmiş bir geçmiş, daha açıkçası artık geçmişte bile olmayan sen, kabullenmeyiş vs...

1 Eylül 2012 Cumartesi

Misafirim Azrail...

   Bu aralar şarkı paylaşımın bokunu çıkardığımın farkıdayım, blog'un havası değişti sanki  ancak ve lakin ki bunu da paylaşmazsam sizlerle ölürüm..



Sizin için çok dikkat etmeniz gereken sözleri de paylaşayım :

"çok eski bir dostuyum" 
diyen bir adam 
gün gelir, kapımı çalarsa 
benim için "öldü" deyin 

güzel yüzlü 
sert bakışlı 
zor bir kadın 
derse "geldim anılarla" 
"seni çoktan gömdü" deyin 

eskiden büyük bir kapı vardı 
şimdi duvar olan yerde 
artık ben insana 
dost değilim 

gelse son misafir 
misafirim azrail 

can dolaştı, döndü geldiği yere 
bir durakta indi, vardı evine 
anladı o an hayat bir gezidir 
can emanet, ruh misafir 

30 Ağustos 2012 Perşembe

Fazla duygusalım bu aralar, gözlerim hep dolu..


Ekledikten sonra farkettim ki yıl sırasına göre falan sıralanmış bunlar... 







 

29 Ağustos 2012 Çarşamba


Öleceğim uykumda, yaşamazsam seni
Geceleri zindan edeceğim gündüzlere...

28 Ağustos 2012 Salı

   Hiçbir şey bana hiçbir şeyi anlatmıyor bugünlerde
   Ruhum bedene yansıyor sanki
   Kilo alıyorum
   Daha bir kamburum...

   Rüzgarın sesi tatlı gelmiyor artık.
   Fazla ağlamaklı
   Yağmur kokusu mu hoş değil
   Fazla taze..

   Bir kadın gülümsese bana
   Yüzümü çeviriyorum
   Kaldırımda ayak seslerini
   Takip etmek mi o da ne?

   Alıştım diyecek oluyorum hayata
   Hayat bana yüz çevirmiş gibi
   Alıştım diyecek oluyorum ölüme
   Ölüm beni terketmiş gibi...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Keyif.

       Bu aralar pek keyifisizim. Keyfimin yerine gelmesini bekliyorum, çünkü çabalayamayacak kadar keyifsizim.

24 Ağustos 2012 Cuma

Gerçekleri Söyleyen Adam Pt.2

 Özenti piçin tekiyim. "Pikachu" diye balkondan atlayan akıl yetisine sahip olmayan çocuktan farkım yok. Bahaneler, bahaneler... Yıktılar köyümü, siktiler karımı halbuki ben "Rambo"ydum tripleri... Yunus Emre'nin "Ben Bilmem" zikri olayından hiç ders alamamış gibiyim. Megaloman değilim, "realist sami" kadar bilmediklerimi kabullenme konusunda realistim ama inkar etmekte, gerçekleri sapıtıp beynime oyun oynamakta da üstüme yok... Kendinizin inandığı bir yalanı yalan makinesinin de tespit etmesine imkan yok...


       Hadi nerde inandığın o potansiyel.. Senin gibiler için birçok film yapıldı son zamanlarda; Surrogates,Gamer vs...  kabuklu bir canlının ölüsünün yardımıyla kendi potansiyelin varmış gibi  yutturdun millete... Aferin! (Sago ses tonu)...



       Felsefeyi severdin? Hadi "Ali Şeriati" konuşalım denildiğinde göt gibi kaldın... Daha neler neler...



       İnternet kardeşim yüzyılın en iğrenç, zararlı, bağımlılık yapan alışkanlığı.... Dinsel Paradigmayla "DECCAL"leştirilebilecek olgu. Yüzeysel bilgiler, yarım yamalamalar... "Good Will Hunting" filminde Sean(Robbie Williams)'ın dediği gibi : " Sorsam bana okuduğun onca kitaplardan, sanata ilgin olmamasına rağmen Michelangelo hakkında pek çok şey söylersin; dini, eserleri, hayatı, papayla ilişkisi, politik etkileri, cinsel tercihi vs ancak Sistine Kilisesi'nin nasıl koktuğunu söyleyemezsin çünkü hiç oraya gidip, o güzel tavana bakıp havasını solumadın. " Bu alıntının ana fikri şudur : "İnsanlar pek çok şey öğrenebilirler ama ancak genelleme yapabilirler, yaşamadıkları şey hakkında hiçbir fikirleri yoktur." belki Evliya Çelebi bu sırrı keşfettiği için gezmeyi tercih etti bilemiyoruz. Şu sıralar bildiğim tek birşey varsa o da hiçbir sikim bilmediğimdir. Evet belki sorsanız kendi çapımda birkaç kitapvari cümle kurabilirim, sizde bana kurabilirsiniz ancak benim böyle şeylere ihtiyacım yok benim duyguya ihtiyacım var... Sistine Kilisesi'nin kokusuna, belki de Michelangelo'yu bu kadar yetenekli yapan ilham kaynağına... Bilemiyoruz tabiki hiçbirşeyi, tahmin ediyoruz, en güçlü tahminimiz doğru oluveriyor (Muhtemel olasılıklar teorisi*)... Muhafazakar kesim bazen haklı, bazen çok yanlış... Ayakta kalan kültür en güçlü, en faydalı olandır inançları var ya işte o hem yanlış hem doğru olan... bunu bile bilemiyoruz... Kendi çapımızda birşeyler yarattık, bizden sonra gelen çocuklarımızının da bunu öğrenmesini bekledik... Alfabeyi icat ettik ki herkes okusun yazabilsin,  hukuk çıkardık birkaç insan prof. olmak uğruna kafayı yesin diye, matematik zira böyle ki bunlar en gerekli görüp, dayanak noktası uydurabildiklerim... Halbuki bunları bilen hiçbir şey bilmiyor, hayatın en güçlü duygularından biri olan öfkenin sınırlarını tanımamış bile belki... Ya da en çok can yakan duygularından birini , babasının sırtında sigara söndürmesinin ne demek olduğunu... Acı tecrübeler yaşayın demiyorum ama hayata BEN dahil çok boş baktığımızı biliyorum...



     Anlamadıysanız zaten ne dediğimi ben de bilmiyorumdur, anladıysanız başta vermem gereken şu şarkıyla finali yapabilirsiniz. 



   Demiştim Mohsen Namjoo Modundayım diye;




 

*Muhtemel Olasılıklar Teorisi : Henüz kaleme alınmamış bir teori, muhtemel olasılıklar ile evreni açıklamaya çalışır. Her konuda elbet birisinin şansı yüksektir ve yüksek deneme sayısında şansı yüksek olan elbetteki kazanan olacak ve o bizim doğrumuz haline gelecektir, ancak sonsuz bir deneme sayımız olsaydı bütün olasılıklar eşit olur böylece doğru ortadan kalkardı. Kısaca Açıklamaya çalıştım idare edin.

DipNOT: Açıklanması gereken başka bütün bilinmeyenler için Google Amca'ya başvurabilirsiniz.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Mohsen Namjoo Dinlenmez mi?

 "Mohsen Namjoo" moduna girdim gene, sonum hayrola... Nasıl anlamak istiyorum şu adamın müziklerini, sözlerini bir bilseniz... İranlı bir kadın alıp bana farsça öğretmesini isteyecek kadar... Bakıyorum da bizim kendi kültürümüzde farklı görüşler sebebiyle inkar ettiğimiz birçok müzisyen gibi bu da İran'da değişik badireler atlatmış... Dilerim ki gözünüzün önüne hiçbir şey, hiçbir kimse set çekemesin...

21 Ağustos 2012 Salı

Gün doğumuna koşmak!

    Birazdan gün doğumuna koşma gibi saçma bir deneyim edineceğim şans dileyin!

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Three Days Grace - Chalk Outline (Turkish Translation)

                                                                         


                                                                             ORjinali:
                                         

16 Ağustos 2012 Perşembe

Türkiye Bayrama Afiyetle Giriyor!


http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/gdo-basvurulari-geri-cekildi/

 Şahsi tebriklerimi iletirim. Gerçekten kayda değer bir uğraş verdiğinizi biliyoruz. Dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek için hepimize düşenden fazlasını sarf ediyorsunuz. Dilediğiniz şekilde ödüllendirilmeniz dileğiyle..

Destek vermek isteyen var ise : 
https://med.greenpeace.org/destek-ver/

14 Ağustos 2012 Salı

Kurmay Subay.

     Aşkın insanı güçsüz kılacağına inancı devam etmekteydi. Kendisini yetiştirme sürecinde ahlaki,etik,toplumsal tüm yargıları yıkıp kendi doğrularını oluşturmuştu ve bu sınırlar onu güçlü kılan şeylerdi. Aslına bakarsanız bağlı olmamak ona bu zamana kadar çizilmiş güçlü insan imajının bir eseriydi, çünkü kaybedecek hiçbirşeyi olmadığına inanıyordu.

    Kaybedecek hiçbirşeyi olmaması, onu motive edebilecek hiçbirşeyi olmaması da demekti aynı zamanda. Bu onu belki de faşist bir bireyciliğe gömüyordu. Katı bir şekilde kendi kurduğu doğrulara olan inancı sadece bireysel davranması yönünde olabilirdi çünkü değer vermek zayıflıktı, sana karşı kullanabilecekleri bir kozdu her zaman için.

   Oysa ki birçok aşık insan, onun başaramadığı pek çok şeyleri başarmıştı. Farkedemeyeceğiniz kadar büyük bir motive unsuru şu "tutku". İnanıp inanmamak size kalmış ama sevdiği şeyler uğruna büyük şeyler başarmış çok insan var hayatta... Belki yıkılacakken, onunla öğrenen tutunmayı hayata...

  Bu bir risk...sizi zayıf kılacak ya da sizi dünyanın en güçlü insanı yapabilecek kadar büyük bir frekans aralığına sahip bir risk hem de.. Bu riski ise sadece gözü kara insanların alabileceği kanaatindeyim, belki bir de yüksek tutku seviyesindeki insanlar..

  Kendi suçu olup olmadığını anlamak zor, hayat ona böyle olması gerektiğini göstermişti. Geçmişte yaşadığı birçok şey, bağ kurmanın altın kuralları olan birçok şeyi zedelemişti. Dolayısıyla zorlanıyordu bağ kurmakta. Asosyal değildi yalnız yanlış anlaşılmasın, şekilci bağ kurmakta onun üstüne insan yoktu yalnız duygusal bağ kurmak dediğimizde de ondan kötüsü yoktu. Sanki hissiz gibiydi..

  2'lik tabanda çalışan bir kafası vardı. Hatta en yakın arkadaşlarından bir tanesi ona bunu bildiği için "Kurmay Subay Zekası Var Sende." der dururdu. Haklı mıydı? Belki.. Yalnız arkadaşının tanıdığı en iyi kurmay subay zekasıydı bu, çünkü kaçlık tabanda olduğu bilinmeyen şu dünyanın 2'lik tabana bu kadar hızlı indirgenmesi ve işlenmesi şaşırtıcıydı.

  Kurmay subay bugünlerde zekasından şüpheye düşmüş durumda... Belki "Tutku" arayışında...

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Çok şey yazmak isterdim...

    Herkesin en kolay şekilde dertlerini akıttığı bir kanalizasyon burası. Gamsız,çekincesiz ve çoğu zaman içten anlatımların da yuvası, lakin benim için en az şeyi yazabildiğim yer... Çok şey yazmak isterdim buralara, çok şeyler anlatmak isterdim sizlere ancak mümkünatı şimdilik yok... Sanırım bunun derinlerde bıraktığı acıyı da anlatmaya gerek yok......

    Bazen ne kadar saçma diyorum yaptığım bu işe... Yanlış yapıyoruz, önce dolmak sonra yazmak gerek diyorum..Hatta dolsak yazmamıza bile ne gerek... Biz hatayı burada yaptık; bilmeden yazdık, bilmeden konuştuk diyorum işte...Karamsar bir karanlık kaplıyor içimi, çekip gidesim, bırakıp ölesim var...

    Her saniye, düşündüğüm her farklı konu bence sizin de bilmeniz gereken şeyler var kafamda..Ne dolu kafaymış amk! Halbuki az önce söylediğim gibi bir o kadar da boş yazmak var işin ucunda...Hayatımda sevdiğim ender işlerden biri bu ancak yaptığım en kötü iş de bu belki, anlatamıyorum çünkü...

    ------
 
   Düşüncelerin dili olsa keşke... Dil somut şeylere bağlı kalmadan hareket edebilse, duyguyu yansıtabilse keşke orijinal renk tonunda...

   Bir çift göz olsa keşke, bakınca içimi donduran.... Bir ses olsa keşke tonu kalın, notası ince, titreyen sen deyince...Bir ruh olsa keşke karşıda, dile de gerek kalmasa anlaşmaya....

   Kıyafeti olsa sade,eski belki ortaçağdan kalma tasarımıyla...Klasik ama baki der gibi bana...Sadakat yeminleri dolu, itina kokan....
 
  -----

   Anlasanız ya beni?

  -----

   Yozlaşmışız zor artık, ben de yorulmuşum pek bir zor artık... "Paradox"lar "parody"e dönüşmüş bile çoktan hayatımda, gülsem mi çözsem mi bilemez olmuşum.. Kimi zaman uğraşmış kimi zaman gülmüşsün sen de...Koyvermenin tadına bakmadık mı zaten?

 -----

   Çocuk halimi özlemişim...
    Dinginlik aramışım..Hatta şuan size de dilemişim.


 

 

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Kısır Yazar.

      Bitirdik sonunda, zaten boşuna acı çekiyorduk. Tatlıydı, hoştu. Ayrılığımız da hoş oldu; kavgasız, gürültüsüz, isteyerek. Uzun zamandır birçok serüvenden geçmiş olan kalbimin kısa bir süre de olsa dinlenmeye ihtiyacı olur sanırım, bilemiyorum dinlenmeye de bilir, onu sadece kendi bilir. Duygusal kimliğimi kaybedeceğimden, kısır bir yazar olacagımdan endişe etmeyiniz, artık Ahmet ALTAN'dan farksız bir yüreğim var :) Hicri BOZDAĞ deyimiyle "hepinize koca kupa dolusu kahve ve sevgilerle hayırlı geceler efendim...".
 Beni bu anlatır işte.

Mataracı Kız.

  "daha gerçek yalanlarım doğrularından o yüzden boğuluyoruz bir bardak suda fırtınadan" dediği tesadüfler şarkısı 2 sene öncesinin doğum günümün şarkısıydı. Evet doğum günü şarkılarım var böyle farklı tellerden ama asla rastgele olmayan. Eski dostum çok yerinde bir hareketle doğum günü şarkım olarak ilan etmişti hatta bunu neyse konuya girelim.
 
   Yansıdım ben sana. Aynadaki yansıma kadar gerçekçiydi belki ama yansımaydı sonuçta gerçeğe çok benzese de fiziksel bir varlığı yoktu sendeki benin. Sen yansımamı sevdin, ben ise zaman geçtikçe değiştim, yansıyan ben değişti, her ne kadar kalbim aynı kalsa da sevebileceğin şeyler değişti belki. Değişmek zorundaydık sonuçta, devrimci bir ruha sahiptik, içimizde hergün yeni bir devrim yapardık, bir günümüz diğerinin aynısı olmasın diye. Sen benim devrilmelerimi kaldıramadın belki de, belki de farklı hızda devriliyorduk.. En kötüsü ise çoğu yanlış devrimci gibi devrildiğin bir yerde statükocu olmak istedin , ben ise gelemezdim statiğe... Anlaşamıyorduk sebebi bilinmez ama ben biliyordum içimde ne istediğimi; gözü kara bir insan.. Sakinleşmenin zamanı değil, belki hiç olmadı bende... Heyecan mı? bilemiyorum... Bildiğim tek birşey uyum problemleri yaşamamız, uyum problemleri yaşamamızın temelinde ise iletişim problemleri yaşamamız sanırım. Ben iletişemiyor muyum? Karar bana düşmez ama en azından iletişmek için elimden geleni yapıyorum...

    Planlar yapıldı, haritalar çizildi yolculuk başlasın... Kalabalık ekipten biri matarasını unutmuş... O katılmazsa olmaz ama plan onsuz yürümez ama.. Ne yapalım matarasını almaya gitsin ya da planı iptal edelim?  Matarasını unutması bile bu plana ne kadar değer verdiğinin bir göstergesi bence, daha fazla açıklamaya gerek yok. Değer görmek isteyen değer verdiğini gösterir. Kimileri ne sıkıntıları bırakıp geldi dağa tırmanmaya kimileri ne korkaklıklarını yendi. Halbuki kimisi hiç sevişmemişti bile, senin için sevişti oysa sen hep doğal buldun, olması gerekendi ya da kişi bencilce düşünceler için bunu yapıyordu, sence nereye kadar? Bence sen evde mataranı unutuncaya kadar.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Bir Adam...

Karalıktan başka birşey göremeyen bir Adam
Elleriyle bulur bir hayat
Çırılçıplak bir beden
Yaz yağmuru..

Hiç heyecan hissetmeyen bir Adam
Pırıl pırıl bir yürek
Açık renk bir tişört
İlkbahar güneşi...

Neyi nereye sokacağını bilmeyen bir Adam
Aşina bir can
Sade bir ceket
Sonbahar sıcağı..

Düşünceli, sessiz, ilginç bir Adam
Yarım kalmış bir sevda
Yamalı bir patlo
Zemheri kış...


...İzlemeden Geçme...


8 Ağustos 2012 Çarşamba

İşler Ters Gidiyor.

      Dünyanın en pıtır pıtır, aşk ve sevgi dolu şarkısında kendimi kaybettim. Yalnız pıtır pıtır olarak kaybetmedim, bu bizim şarkımızdı, böyle hissederdik simdi nasıl olduk.

7 Ağustos 2012 Salı

Özür Dilemek Gerekmiş !!!

         Sevdiğini sevmediğine, sevdiğinin de seni sevmediğine inanmak. Saçma bir düşünceyle özünü dışarı çıkaramamak. Özünü çıkardığında insanların korkacağına inanmak. Bu günlerde ismi lazım olmayan bir blog yazarı özünü dışarı saldı. Özendim, aşık olabilecek kadar özendim hem de... Gözlerim doldu... Aşkı bulamamış, aşık olduğu tek kızı kaybetmiş bir insan olarak üzüldüm. Aslında bana gereken aşkta değildi, uyumdu. Hiç uymadık kız arkadaşlarımla şuana kadar birbirimize.. körü körüne gittim birilerinin üstüne... beni herkesin ortasında öpemeyen kızı ne yapayım...Yalnız kaldığımızda beni çıldırtmayan kızı ne yapayım... Her hareketi benim başlatmamı bekleyip ben kendi ayakları üzerinde durabilen bir kızım triplerindeki insanı ne yapayım... Bu zamana kadar bana hiçbirşey vermemiş, çoğu zaman çok önemli gördüğüm şeyleri bile çok kolay şeylermiş gibi değiştirmiş bir insanı ne yapayım... Özür bekler gibi bir de benim ona karşı arkadaşlarından daha uzak olduğumu söyleyen kız, sen ne zaman bana arkadaşlarından daha yakın oldun? Kankan arasa ben arasam, sen düşün, kankanı mı seçersin beni mi? Cevabı biliyorum ve bildiğim için de kankanla beni kıyaslama lütfen. Ben zamanında çok denedim 1. sıraya oturmayı ,olmadı salıverdim, senin istediğin gibi yaşadık hayatı, ilişkimizi ve işte buradayız. Unutma sana aynadan farksız olurum demiştim ilişkide, öyle de oldum her daim. Sen yaptığımız plan sonrası bana verdiğin sözden sonra arkadaşın arayıp gelmelisin dedi diye onun yanına giden insan, üstüne geldiğinde ben arkadaşlarımla kendi tarzımda eğleniyorum diye bana kızan insan... Daha fazlası olduğunu bilen ve bunları bile anlamak için benim anlatmama ihtiyaç duyacak küçük! Beni sinirlendirmenin ne demek olduğunu az çok biliyorsun, sonra gelip o "Diyalektik Yoksunu" beyninle beni yargılar ve hükmü verirsin dimi! Beni bir kez olsun dinlemedin ya kendini ya arkadaşlarını dinledin! Şimdi de onları dinlemeye mahkumsun! Otur azcık "Empati" yap. Ben neler yaptım senin için düşün. Sakın deme bende çok şey yaptım, yapman gerekenleri bile adam akıllı yapmadın. Bir kız arkadaştan beklenileni bile tam karşılayamadın! İşte sana özürüm: Kusura bakma elimden bu kadar geldi!

3 Ağustos 2012 Cuma

Bu hareketi Tanımlayamadım.

      Ankara'ya ara verme çabamda durağım Eskişehir oldu. Bu şehri sizlere anlatacak değilim, biliyorsunuz veya bileceksiniz bir şekilde. Olay burada yaşandı. Evdeyim-Üniv. cad. sonunda bu arada ev- mutfak balkonundayım, kimliği tanımlanamaz şahısı gördüm. Garip bir havası vardı, iyi giyimi, genç vücudu yalnız birşeyler eksik gibiydi de aynı zamanda. Evin baktığı sokağın karşı tarafından usulca yürüyordu, belli vardı bir sıkıntsı. Durdu, etrafına bakındı hafiften göz ucuyla ve eğilip yerdeki daha önceden kullanılıp atılmış olan peçeteyi aldı gayet rahat bir şekilde elini, ağzını ,burnunu sildi ve aldığı yere bıraktı. Bu olay karşısında içime çektiğim sigara dumanı muhtemelen vücudumun bütün kısımlarına kaçtı. Gülemedim, ağlayamadım, bu hareketi tanımlayamadım.. Eh be adamım ben ne diyim ki sana dedim, kaybolan fırtımın yerini doldurmak için bir daha çektim.

31 Temmuz 2012 Salı

Kadir misin lan hayat? No more nights no more pain

        En son Parlıament reserve içtigim zamanı cok iyi hatırlarım. Benim için gayet keder dolu birgündü. Bugün ise üstü açık arabayla gezintimiz sonrası Parlıament Reserve'in kötü imajını yıkmak için satın aldım, çok sevdigim night blue dan vazgeçmiştm. Güya geçmişi silecektin samet mert kuplay. Gene silemedin gene beceremedin. Her zamanki gibi bir hayal kırıklığısın . Belki de inanmayı bırakmam ya da başka şeylere inanamam lazım. Uzakta uyurken sen aslında yanıbaşımda yatarken ben onunla ölmeyi göze aldıgım sigaramlayım öünkü en azından param oldugu sürece o beni bırakmayacagını söylüyor.
 
      Aklıma http://winterkisskeepsuwarm.blogspot.com/2012/02/gecmisten-okumalar.html bu geldi. Ne büyük şeylere kadir şu hayat.

   
       Elbet birgün ben olmayacagım. Soyu tükenmiş pandalar gibi özleyeceksin beni.... Başak bir ayıyı boyayıp yutabilirsen ne ala..

         Fuck you. Fuck Me. Pardon, Just fuck me.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Nak Knock Ben Geldim.

      Canım sıkıldığında, mutlu olduğumda yazarım, buraya yazamadıklarımı kafama, kafama yazamadıklarımı kağıda, hiç olmadı telefona. Yazmak iyidir aga düşünceyi duyguyu daha bir canlı tutar, konuşmaktan yorulduğunda yazmaya başlamak sonradan enerjini topladığında tekrardan konuşmak en iyisi sanırım. Ama kafayı canlı tutmak lazım tabi konuşmadan yazmak, yazmadan konuşmak da olmaz. Hem şimdiki zamanlarda bilmeden konuştuk, bilmeden yazdık hep, bilmediğimiz çok oldu  ama hiç konuşmadığımız veya  yazmadığımız olmadı. Konuştuğumuzu da yazdık sonra dedik doğru bu iş. En azından dürüstüz ama dikkat etmedik ne dedik ne yazdık. Bence çok önemli konuşan adam da yazan adamda etki sahibidir, ya susacaksın aga yada konuşuyorsan ne konuştuğunu bileceksin. Ben bugün galiba bilmeden birkaç cümle söyledim aslında bilmeden de değil tam toparlamadan söyledim ve içim acıdı. Başınıza gelsin istemem.

      Herşeyi herkesle paylaşmak. Lütfen düşünce konusunda cimri olmayalım kendimize saklamayalım belli şeyleri. Anlatalım aşkımızı, kederimizi... Ben dağa bayıra konuştuğumu bilsem bile konuşurum bazen... Öküzlere ot yeme stratejisi anlatabilecek kadar öküz bir adamım galiba. Zamanında birinin bana yazdığı yazıdan hafımda kaldığı kadarıyla şöyle bir alıntı yapayım : "Reklamcıyım. Ben size hayallerinizi satan adamım. Klasik klasik olduğundan mıdır bilinmez ama pahası daha yüksek olmalıdır belki ender rastlandığından.. Oysa şimdi herkes herkeste olan şeylerde..Moda müzikler vs...Klasikler aslında ölümsüz olmaları sebebiyle değer biçilemez şeylerdir aslında bir bakıma ... Ben size hayalinizdeki klasik arabayı satan adamım... Dostluğumuzun klasik ama hep baki olması umuduyla." Klasik kelimesi biz aslında moda için ne çok kullanırız dimi.? Çok klasik dediğimizde mesela yüklediğimiz anlam klasik kelimesinin taşıdığı anlama hiç benzemez biz modayı herkeste olanı kastederiz. Kafamız karıştı bırakalım. Anlatmaya değmedi bu konu dağa bayıra.

Pardon bilmediğim birşey mi biliyorum sence?

 Derbeder olmuş bi blog yazarı görüm bugün. Yazık. Değmez. Saklmaya hiç gelmez blog.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Gece Gece İyi gidenler...


Gerçekleri Söyleyen Adam Part 1


     





Siz söylemeseniz de..







 Önceleri blog yazan insanların bir tür tramvatik sorunlara sahip oldugunu düşünürdüm. Oysa ki şimdi ben de onlardan bir tanesiyim belki evet benimde tramvatik sorunlarım olabilir. Aslında çoğu insanın sahip oldugu bu tür sorunları sadece bizim gibi yürekli insanların kabul etmiş olması gurur verici çünkü en azından varlığından haberdarız ve bir şekilde onlarla yüzleşme yöntemimiz var; yazarak, çizerek, müzik yaparak....
        Ekman diye bir prof varmış ve "Lie to Me" diye bildigimiz dizinin fikir babasıymış yani dizinin senaristinin ilham aldıgı insanmış. Bunun gibi birçok davranış bilimci mevcut dünya üzerinde. Zaman zaman kendime soruyorum aynı şeyleri öğrenen lisans ve üstü öğrencileri hemen hemen aynı zekaya sahip olsalarda başarı oranları arasındaki uçurum niye?. Bu, işe olan yetenek ve ilgiyle alakalı olsa gerek. Benimde doğuştan yetenekli olduğum bir konu var ise sanırım bu, "Davranış Bilimleri". İnsanları okumak hoşuma gidiyor. Bazen manipüle etmek. Hatta kontrol edemediğim, aurası yüksek insanları pek sevmem. Dış görünüşüme alınan birçok insan var biliyorum, bazıları çok "alık" baktığımı bile söylerler ama bu sanırım düşük IQ seviyemin insan davranışlarını analiz etme çabası sonucunda gözümün kontrolünü yitimesi yüzünden oluşan bir izlenimden ibaret.
      Analiz etmek, doğruları bulmak henüz insanların bile bilmediği doğruları kendilerine söylemek zorunda olmayı gerektiriyor. Çoğu zaman saklar bazı şeyleri insan, karşısındakinin kendisini analiz etmesi hoşuna gitmediğinden olsa gerek analiz sonuçlarını yalanlar. Bu yüzden yaptıgınız analizleri, analiz yapmadan bu kişileri tanıyan insanlarla paylaşın onlar size çıkarımlarınızın doğru olup olmadıklarını belli edeceklerdir elbet. Şunu da söylemem gerekirse ben bu tür bir hareketi doğru bulmuyorum. Ne analiz etme çabasını ne de paylaşım kısmını. Hiçbir zaman insanlara hiçbirşeyi söylememelisiniz. Ben böyle yapıyorum en azından çok büyük ısrar gelmediği sürece. yoksa insanları okumak ve bunu onlara anlatmak çok kolay ancak yarattığınız olası bir kötü etkiyi tersine çevirmek imkansız.
     Gel gelelim bana. Kendimi analiz etmezsem olmazdı dimi.? Kendimle alaklı sıkıntılı noktaları benden iyi bilen yoktur sanırım ancak diğer insanlara verebileceğim ama vermediğim öneriler gibi hiçbir önerim yok kendime....Umarım birgün bende başka bir "Gerçekleri Söyleyen Adam" ile karşılaşırım...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Stand Up Then Pee Women!

     Yüzyılın en dehşet verici icadı hayatı hızlı yaşamayı seven bayan arkadaşlara geldi!!! Evet görmüş olduğunuz bu aparat ile bayanlar artık ayakta idrar boşaltımı yapabilecekler. Yanlış duymadınız bayanlar için birçok sıkıntıya sebebiyet veren idrar boşaltım işlemi artık erkekler kadar kolay. Ormana, hijyenik bulmadıgınız herhangi bir tuvalete, konser veya diskolarda uzun kuyruk beklemeden pisuvarlara bu aparat aracılığıyla kolayca boşaltım yapabileceksiniz. Oturmaya Son!!
     Bayanlar için işin zevkli kısmı ise bir tane edindikten sonra erkeler tuvaletine gidip travesti ayağına yatmaları olurdu herhalde...
    Detaylı bilgi, Tanıtım vidyosu ve sipariş için : http://www.go-girl.com/

    DipNot: Birçok bunun benzeri ürün varmış ancak hiçbiri bunun kadar kullanışlı, rahat ve hijyenik durmadığı için bunu referans alarak yazdım.

24 Temmuz 2012 Salı

Sokak Hayvanları Susuz Kalmayacak.

 Hepimiz hayvan hakları derneğinin başlattığı kapımızın önünde bir kap su bulunduralım kampanyasına az çok aşinadır. Her ne kadar güzel bir çalışma olsa da daha güzeline rast gelmiş olmak her ne kadar çok hayvanlar için çırpınan bir tip olmasam hatta halk arasında "Kedi kesen","Satanik" gibi lakaplara sahip olsam da beni etkiledi. Zeka ve sevginin karışımı ortaya çıkan bu proje gerçekten insanı medeniyetler ülkesinde gibi hissettiriyor sanki tuvaleti yeniden keşfetmişiz kadar heyecan verici. Detaylı konu başlığı için : http://turkkadinlari.blogspot.com/2012/07/sokak-hayvanlar-susuz-kalmayacak.html

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Booger?


Ketum.

       Duygularımı belli edecek güce hiç ulaşamadım ve bu zamana kadar ben hep duygularım güçsüz diye inandım çevremdeki birçok insan gibi oysa duygularım değil onları ifade etme gücüm zayıfmış. Küçükken hepimizin iyi olduğu zamanlarda yalan söylemeye başlarız çünkü gerçekler acıdır ve biz iyi bir insan olarak acı vermek istemeyiz karsı tarafa. Sanırım benim bu zayıflığım da bu çocukluktan kalma tramvanın sonucunda ortaya çıkmış birşey. Yani duygularım yalan söylüyor daha doğrusu birşeyi hissettiğimde hissetmemiş gibi yapıyorum ki bunda gayet yetenekli olduğumu söyleyebilirim. Ama gel gelelim ben bu konudan rahatsız olmaya başladım çünkü duygularımı sakladığımı farkeden insanlar bu saklayışın farklı sebepler neticesinde gerçekleştiğini düşünmeye başlıyor ve bu beni kötü bir konuma sokuyor.
       Beyaz tenli olmayıp da utanmamı falan da belli etmesem ketum bir adam olacağım vallahi. Ketum olmak istiyorum aslında ama yapım gereği sempatizm akıyor suratımdan hep gülen hep eglenen bir tipim sanki. Oysa şu aralar dert tasa ve sıkıntıdan mide agrıları çekmekteyim ki mide vucudun en duygusal organıdır. Sonumuz hayrola.

       "Nesiller arası ilişkiler" başlığı arasına girebilecek birşeyler düşündüm bugün. Döngüsel olarak 4 nesil var dünya üzerinde.1.Selam kaybedenler 2. Kaybedenlerin kaybettiklerini kaybetmeyen çocuklar 3. Daha iyisi için yetiştilmiş çocuklar. 4.En iyiler . ve tekrardan Nesil 1...ve Döngünün devamı... Tam olarak sistematik bir hale getirdiğimde açıklamayı düşünüyorum ancak hiç kimseye hiçbir şekilde faydası olabilecek bir çalışma değil dolayısıyla birçok güzel sosyal fikir gibi bu da fon yetersizliğinden rafa kaldırılacak. Kim yapacak o kadar mülakatı kim yapacak o kadar anketi kim yapacak o kadar istatistiksel veriyi incelemeyi....Ölme eşşeğim ölme....

      Bu arada Kültürel gelişim konusunda biraz takılmış durumdayım. Cevaplar var aradığım ancak henüz ulaşabilmiş değilim.
   

        Dipnot : Aramak kelimesini kesinlikle araştırma yapmak anlamında söylemedim. Ben bütün aramalarımı kendi içimde ve gözlemlerimle yaparım. Başkasının gözlemleri bana göre sizin asla inkişaf ettiremeyeceğiniz ancak inanabileceğiniz şeylerdir. Ben inanmaktan çok güvenmek isterim bildiklerime.
   
      DipNot2: http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/tag/nesiller-arasi-sosyal-hareketlilik/ Nesiller arası ilişkiler başlığı altında düşündüğüm yeni şey, bu tarz sadece fiziksel göstergelere dayalı olmamakla beraber bu sadece sosyoekonomik durum ve sosyal hareketliliğe bağlanmış durumda ama genede güzel düşünce.

6 Temmuz 2012 Cuma

Sayısız günler sonra...

      Son günlerde işler baya bir karıştı dolayısıyla ben de yazmaya pek vakit ayıramadım. Hatta hiçbir anlamada kendimle alakalı şeylere pek bir ilgisiz kalmak zorunda kaldım. Atlatılır "Hayırlısı" diye diye diye inandım... Mental anlamını bırak hayatımın fiziksel anlamının bile zayıfladıgını hissettim. Çok değiştim çünkü etrafımdakiler değişti. Gene uzun yazmaktan istifa ediyor ve Hayırlısı diyorum.

20 Mayıs 2012 Pazar

Sakin Samet Sakin..

              Beynimi uyuşturma çabası içinde olduğum şu günlerde, uyuşturabildiğimi kendime ispatlarcasına paslandım. Zamana tabi olduğum gerçekliğinden sıyrılamazsak şunu diyebiliriz; verimsiz bir zaman harcama istegim var bu aralar. Bunun böyle olmasını ben istiyorum ama hoşnutta değilim pek çünkü hala isyankar ergenler gibi sağa sola duydugum duyguları kendimi uyuşturarak atma çabası içindeyim, halbuki benim güçlü olmaya ayağa kalkıp kaldığım yerden koşmaya ihtiyacım var.

             Son zamanlarda gelişen birkaç tatsız olayın arkasından gerçekleşen tatlı olayın beni ayağa kaldıracağı düşündesindeyken o tatlı olayın da ne kadar onarıma muhtaç olduğunu unutmuş gibi bir halim vardı sanki. Olsun onarınca işler tıkırında olacak gibi. Sorun şu birkaç gündür kendimle dövüşüyorum, kader de bana birkaç konuda yardımcı olmaya çalışıyor ama ben hala şımarık ergenler gibi dolaşıyorum. Birinin çıkıp "sen seçilmiş kişisin!" demesini mi bekliyorum acaba? Gerçi beklediğim zamanlar olmuştu . Beklememeli. Bir laf vardı "parayı istediğime ilimi isteyene" gibi sanırım. İsteme yöntemini karıştırdım sanrıım .

             Kalu(galu) bela'dan beri verdiğim sözü tutmakta güçlük çektiğim söylenebilir. Aslında geçen gün yazdığım Rosen ve köprüleriyle bu konuyu bağlamak niyetindeydim bugünlerde ama dediğim gibi yazmaya üşenecek kadar zorluyorum kendimi. Çünkü birşeyler yapmaya başladığımda iyi birşey yapmak pek gelmiyor içimden, kötü bir adam oldum sanki. gülümsüyorum sadece en kolayından sadaka niyetine.

            Buldum. Yalnızlık sendromu. Kafa bulacağım insanları özledim sanırım. Yok kafa yoracağım insanları özledim sanırım. Aslında can sıkıcı bir iştir düşünmek bilrisiniz ama ben düşünmeyi sevdim bu zamana kadar sanırım bir tek. Hiç sstar trek izlemedim ama bu sanırım star trek tadında hissediyorum.

            Suskunlar dizisinin senaryosunu kim yazmışsa, daha dogrusu dizi sürecinde arkadan okunan konuşmaları kim yazmışsa helal olsun kaçmaya çalıştığım düşünme işini yaptırabiliyorlar bana .

             Arkadaşlarımla takılmak istemiyorum. Özellikle klasik olanlarıyla hiç takılmak istemiyorum. Sevdiğim insanlar gelse keşke artık.

            7-8 yıldır yaşadığım aynı hayatın reforma ihtiyacı var ama dediğim gibi bazen de değişmekten öyle korkar ki insan.... Memur zihniyetli işte diye aşağılarsınız bile bazen...

            Gidiyim de bi sigara içiyim en iyisi.

15 Mayıs 2012 Salı

Etki bu olsa gerek.



                Pazar akşam Ankara Üniversitesi şenliklerindeydik ekiple. Bu Şarkının beni bu kadar etkileyeceğini tahmin edemezdim.
                Şebnem Ferah zaten bilenler için anlatılamayacak kadar büyük bir ses, büyük bir sanatçı. Bilmeyenler için konuşmaya gerek yok. Enerjimi sömürdün Şebnem abla....

Kafama bir tane köprü lazım Rosen.

           Her insan düşünür. Akıl,beyin,zeka her insanın vazgeçilmezlerindendir. Üçünü yan yana kullandım çünkü ayırmakta zorluk çekiyorum. Bu düşünce üreten yapı eğitilebilir, farklı yöntemlerin varlığı tartışılır. Ancak tramvatik bir beyinin ortaya çıktığı iddiası düzgün düşünemediğinden ileri sürülür. Düzgün düşünemekten kastımız gerçekten düz bir çizgi üzerinde düşünmektir. Düşünce zamanla bağlıdır o zaman. Çünkü bizler zamanın da düzgün ilerlediğini düşünen insanlarız, mayıstan sonra haziran, 2000'den sonra 2001 gibi. Eğer zaman örgüsü kaybolursa düşünme yetimizi de kaybedeceğimiz kanaatindeyim. Tramvatik beyinlerin oluşumu zaman örgüsü, algısı bozulan beyinlerin ortaya çıkması demektir geçmişte takılmış ya da geleceğe saplantılı olan.

         2012. İçinde bulunduğumuz yıl. Ne kadar garibime gitti bugün 2012 anlatamam. Pek çok senaryolar vardı bu yıl ile alakalı,doğruluğu tartışılır. Fark ettiğim şey zamanın çok hızlı geçmiş olması. Aslında Enistein bu konuyla alakalı ilgide kabaca anlatılan deneylerdeki gibi bir şey düşünmüş. Ancak teorisi yarım kalmış olmalı ki "Alternatif Evrenler Teorisi" zamanın en çok tutulan teorilerinden olmasına karşın bugün çürütülüyor. Zamanın çok hızlı geçmiş olması dedik. Evet zaman kavramına saplanıp kalmış durumda şuan şu geçen dakikalarda beynim.

         Şükransız olduğunuzda kaybedeceğiniz çok şeyiniz var demektir ancak şükretmeyi bilen bir insan olursanız işiniz daha kolaydır. Şükranlık duymak itaat etmeyi, inancı gerektirir. Dini olmak zorunda olmayan bu inanç insanı ayakta tutan yegane dayanaktır. Geçmişinizle geleceğinizi karıştırmayıp köprüde en tehlikeli yer olan arada kalmamanız için gereklidir inanç. Ben çok şükransızlık ettim. Beni seven birçok insana şükransız davrandım. Sinirlendim bazen, bazı zamanlarımda ise kötü olmak için yaptım. yaptım ama sonuçta dimi? Bana yapılanlar? Önemsiz.

         "İnançsız bir adamın sana neler yapabileceğini göstereceğim." demiştim zamanında bir arkadaşıma. Şuan Zamana bağlı beynim zaman örgüsünün katlanmasıyla birlikte hem geçmişte hem şuanda hemde gelecekte takılıp kalmış durumda ve bu beni sanırım tramvatik yapıyor. Gene de denemekten zevk almayacağım söylenemez.

          Cenaze demiştim ya, biliyorum mezarına dahi elimde bir buket çiçekle gitsem çok mutlu olacak, çiçekleri mezara bıraktığımda solacaklar biliyorum ama mutlu olacağını da biliyorum.

         "Güven arayışında olan insanlar en az güvenmemiz gerekenler midir?" diye bir şey söylemiştim zamanında. Bu cümle sadece güven ile alakalı düşünüldü hep. Oysa zamanın karmaşası gibi bu cümleninde geçmişi geleceği ve şuanı vardı. Beyin zamana bağlı olduğundan ve cümleninde kendine ait bir zaman örgüsü olduğundan her okuduğunuzda farklı birşey anlamanız mümkün. açmak gerekirse birazcık:
           Kim karşısındakinin yapılan bir harekete karşı nasıl bir tepki vereceğini düşünüyorsa, o kendisine bu hareket yapılsaydı ne yapardı onu düşünebilir ancak. Bu cümle insanlar Empati yoksunu demek farkındayım ama çoğu insan gerçekten öyle. Siz bir hareket yaptığınızda karşıdakinin yanlış anlayabileceğini düşünüyorsanız, siz yanlış anlarsınız. Şöyle ki çoğu insan övgü dolu sözler sarf etmez çünkü kendisine sarf edilse götünün kalkacağını bilir ve karşıdakini de aşağı yukarı kendisi gibi zanneder. Bu benim sınıflandırmam ile IQsu 40 olan insanların düşünce yapısıdır.

         Hastane dertlerinin üstüne ne kadar yük varmış üzerimde. Teşhis aldık sonunda bir yerden. Böbrek yetmezliği. Düşünce yapımı bozan şeylerden biriside bu olsa gerek.


İLGİ:http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/karadelik2.htm
        http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/paralelevrenler.htm

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Cenaze töreni.

            Telekinestetik zekamla fark ettiğim şeyler var bu aralar... Belki de final haftam okulum falan bitti ya saçma* şeyleri düşünecek çok vaktim var bu aralar... Bu aralar. Yazı yazarken hep şarkı, türkü, şiir geliyor aklıma nedense, kaptırıyorum onları mırıldanmaya bir bakmışım edebiyatım göçmüş, cümlelerim tepetaklak. Olur böyle şeyler canım. Hele sinirlendiğim de ki blogtaki yazılarımı sinirle yazmamaya çalışıyorum olabildiğince, kelimeler suretlere dönüşüyor çoğu zaman, yazım bir film gösterimi.

             Ben bile soğudum. Uygun cenaze töreni yapamadım üzüldüğüm tek nokta bu şuan. Bir kaç dakikalık sinire değer miydi? Eğer yapmasaydım hiç yapamayacağımı düşünecekti. Tuttum öldürdüm. İnanır mısınız öldürürken gram umursamadı içimdeki ibine. Onun devri geçti sanıyordum, onu bastırdığımı düşünüyordum, insanları kıran, insanlara düşüncesizliklerini yaşatan biri yok artık sanıyorum meğer ki o hala eski tadında. Öldürürken işte bu sebeptendir ki zevk bile aldım. İtirafın bini bir para, nasılsa kendi kendime konuşuyorum.)

           Sonra gene o koyunlaşayan entel* takılan samet ortaya çıktı ağlamaya sızlamaya başladı. Entellektüel olmanın yolu entel olmaktan geçer diyorlar diye biz de marifet bildik entel olmayı .) Özümüzü unuttuk birazcık da.

            Eski arkadaşları hala aramıyorum. Eski benin yeni ben olarak ortaya çıkışını kutlamaya eski tayfalardan insanları çağırsam hiç fena olmaz aslında ama gene de bazı şeyler vardır içine girdiğinde çıkması zor, bazı işler vardır bulaştığında bırakması zor.

            Güzel bir cenaze töreni arzuluyorum hala, ayrılık seksi tadında. Yozlaşmış** kültürümüz beni ne kadar kaldırabilir bilmiyorum ama :)


* kavram kendine has bir anlamda kullanılmıştır.
** kavram benim yorumlama tarzıma göre spesifik bir anlam içermektedir.

11 Mayıs 2012 Cuma

Kazan kafalı.

         "Müzik beynimi düşünmekten alıkoyuyor genelde. Aslında daha fazla düşündürüyor ama istemediğim şeyleri düşündürdüğünden faydalı diye etiketlemek doğru kabul edilebilir. Ruhumun gıdası gerçekten, düşünmek istemediğin şeyin ne olduğunu seçebilme lüksünü sunuyor en azından bana."

          Müzik bu fonksiyonunu da kaybetti son zamanlarda, üst üste gelen darbemsi vuruculuktaki olayların beynimde oluşturduğu çınlama müziğin sesini bile duymamı engelliyor. susturmanın birkaç yolu var literatürde onaylanmayan ancak uygulama da herkesin faydalı bulduğu bir yöntem.

           Sigaraya da böyle başlamamış mıydım zaten?