23 Ekim 2013 Çarşamba
2 Ekim 2013 Çarşamba
Özlediğimi anlatsam sana, çok mu geç?
Beyaz bir tişört var üstümde , kiralık bir evde, kokteyl yapma çabası içerisindeyim ve kokteyl şişeden boşalıp yerlere dökülüyor benim yerle bir olan karizmam da aynı şekilde ve sen içeriden çıkıyorsun, ne yapacağını da bilmiyorsun ama çabalıyorsun ya hani tatlı tatlı, insan ilişkilerindeki yeteneksizliğin tatlılığa dönüşüveriyor ya hani, onu özlediğimi anlatsam, çok mu geç?
x
x
16 Eylül 2013 Pazartesi
Misantropiye giriş
Önceki yazım sonrası sizinle ne paylaşsam da yazmaktan kurtulsam dedim ve bununla idare edin.
İnsanoğlu evrimiyle kazandığı gelişmiş bir beyne ve gayet kullanışlı bir başparmağa sahip tüysüz bir maymun türüdür. Ve elindeki bu muazzam güçle dünyaya hükmedecek bir teknoloji ve sistem yaratmıştır. Şimdi hepimizin elimizin altında birer matematik ve teknoloji harikası olan bilgisayarlar, ardımızda kıçımızı soğuktan koruyan geçmiş günlerden dünyaya hatıra kalmış fosil yakıtlar, çevremizde bizleri zalim ve acımasız dış dünyadan sınırlar var. Dışarıdan bakıldığında bir maymun için fevkalade bir başarı gibi görünüyor. Peki gerçekten de öyle mi? Bütün bu başarı hikayesinin ve gövde gösterisinin ardında kan, bencillik, vahşet ve terör bulunuyor. Bir baba düşünün; onlarca çocuğu var ve bu çocuklarının hepsinin tek görevinin kendisine hizmet etmek olduğunu sansın, keyfi için çocuklarını öldürmekten çekinmesin, çocuklarını saçma sapan özelliklerine göre sınıflandırıp birbirleriyle kavga etmelerini sağlasın. Normal şartlar altında bu bireyin çevreye karşı zararlı olduğu için bir yere kapatılması ve ıslah edilmesi gerekir. “İyi” olan budur çünkü. Bu örneği biraz daha genişletirsek babanın aslında “insan”ı temsil ettiği görülebilir. O muhteşem insanoğlu o kadar bencildir ki tüm dünyanın sadece kendisine ait olduğunu, kendisi dışındaki diğer hayvanların sadece kendisi için var olduğunu düşünür. Sırf “lüks” beslenebilmek için eti yenebilen hayvanları güneşe hasret toplu ahırlarda hapsedip, vahşi şekilde keserek gereğinden kat kat daha fazla tüketir. Toplumun standartlarının daha üstünde bir karşı cinse kendini becertmek için hayvanlar üzerinde denenmiş, çevreye ve kullanana zararlı kimyasalları bedeninde kullanmaktan çekinmez. Diğer hayvanların yaşam alanını kendi saçma sapan lüksleri için talan eder ve bunları yaparken de dünyanın doğal dengesini bozmaktan hiç çekinmez. Ve o kadar ikiyüzlüdür ki tüm bu bokları yedikten sonra evine bir “pet shop”tan aldığı kediyle ya da ehlileştirerek yozlaştırdığı köpekleri besleyerek “hayvan sever” olduğuna inanır ve katil vicdanına mastürbasyon yapar. Evet insanın da diğer tüm canlılar gibi yaşama ve barınma hakkı vardır. Ama insan denen bu tüysüz maymun bu hakkını kullanırken diğer tüm canlıların haklarını keyfi için yoksayar. Diğer hayvanlar sadece ihtiyaçları kadarını alırken insanoğlu ihtiyacından kat kat fazlasını alır ve bunu yaparken hiçbir şeyi de umursamaz. İnsan dünyanın vebasıdır, insan zararlıdır. Rehabilite edilmesi hatta yok edilmesi gereken deli babadır. Ve insan o kadar zararlıdır ki kendi tarihinden itibaren kendisine zarar vermekten de çekinmez. Açgözlü devlet kurucularının uydurduğu milliyet ve ırk kavramı için, var olduğunu sandığı tanrıları için, doğaya ait olanı kendi malı olarak gördüğünden ortaya attığı “para ve mülkiyet” kavramları için birbirlerini öldürmüşlerdir. Alttaki insanlar her ne kadar siktiriboktan tanrıları ya da yüce ulusları için savaştığını ve öldüğünü düşünüp ölümü kutsallaştırsa da üstteki insanlar onları kendi egoları ve çıkarları için öldürür ve öldürtür. Savaşlarda her zaman galip üstteki insanlar olmuştur. Siktiriboktan tanrılar ya da yüce uluslar(!) değil güçlenen ve büyüyen bu insanların mirası olur. Görüldüğü üzere insanlar manipülasyona ve birbirlerine zarar vermeye oldukça yatkın hayvanlardır. Gelişmiş beyinlerine rağmen hala böyle aptal şeylere inanabilmesi ve böyle şeyleri savunabilmesi hatta böyle şeylerin uğruna ölebilmesi nereden gelir? Cevabı basit; insanın bencilliğinden gelir. Bu bencillik diğer hayvanlarda da olmakla beraber bu bencilliğin en yıkıcı hali insanlarda bulunur. Bir insanın vatanı ve milleti için ölmesi, şehadet. Çok yüce eylemler gibi görünüyor değil mi? Bunları yapan herkes kahraman değil mi? Hayır, değil. Bunların savunulmasının tek nedeni insanın yegâne amacının kendi genlerini diğer nesillere aktarma içgüdüsüdür. İnsanların kendilerini bir millete, oluşuma ait hissetmesi ve o millet ve oluşumlar uğruna ölümü göze alması tamamen içgüdülerinden kaynaklanır. İlk insanlardan örnek vermek gerekirse bir insanın genleri ve kendi genlerine en benzer genler kendi kabilesinde bulunur. Yani genlerinin gelecek nesillere aktarılabilmesi kabilesinin korunmasından geçer. Zaman geçti, insan sopayı bırakıp eline tüfek aldı, kabilelerden ayrılıp devletleri kurdu. Değişmeyen tek şey insanın bencilliği oldu. Ve bu aidiyet hissi genlerimize öyle kazınmış ki bugün futbol takımı taraftarlarında bile gözlemlenebilir. Karşı takımdan nefret etme, kendisi gibileri koruyup kollama, en iyi olduğuna inanma vesaire… İnsan bu genleri yüzünden her zaman kendisini bir yerlere ait olmak zorunda hissedecek, kendisi gibi olmayanları dışlayacak, kendisi gibi olanları korumak için gerekirse canını bile verecek ve kazanan üstteki insanlar olacak. Bütün bunları yaptıktan sonra sevgi dediği yalanla kendisi gibi olanları kucaklayacak. Bir annenin bebeğine olan sevgisi de dâhil dünya üzerinde hiçbir sevgi saf ve masum değildir ve olamaz. İnsan bencildir ve kendi çıkarı olmayan hiçbir şeyi yapmaz. Bir anne çocuğunu kendi genlerini taşıdığı için sever, bir insan tanımadığı ve sahip çıktığı birini tatmin olan egosu için sever, bir kişi sevgilisini kendi üzerinde bıraktığı izlenim için sever… Bizler birini ya da bir şeyi sevmeyiz kendimizdeki şeyleri severiz sadece. Kısacası insan sevilecek, savunulacak bir şey değildir. Üzerine doğanın kanı bulaşmış, bencil, ikiyüzlü, aptal, tehlikeli ve düşüncesiz bir tüysüz maymundur. Arkasına saklandığı medeniyet, insanlık, barış gibi duvarlar başka insanlar tarafından yıkıldığında bütün çıplaklığını gösterir. Bir doğal afetten ya da savaştan sonra ölüleri yağmalayacak, bulduğu herkese tecavüz edecek, öz çocuğunu öldürebilecek kadar cani ve bütün bunların başlarına gelmesine sebep olan bencil efendilerinin ve siktiriboktan tanrılarının adına heykeller dikip anıtlar yapacak kadar da aptaldır. Ve hepimiz şu veya bu şekilde bu insan kavramının birer parçasıyız. İnsandan nefret edebilmek için kendinizi tanıyıp kendinizden nefret edebilmeniz, o büyük bencilliğinizi ve egomuzu yok etmeniz gerekir. İnsanlığa olan nefret kendine nefretle başlar.
Kalemim fazla iyi değil, pek güzel bir yazı olmadı. Sürç-i lisan ettiysek af ola.
Sinir YÜKÜ!
Dünya üzerinde iyiliğin yavaş yavaş kaybolduğu düşüncesi son günlerde yerini yavaş yavaş değil de daha hızlı kayboluyormuş hissine bıraktı. Her zaman için insanoğlu aynı yanılgı içerisine girmiştir, suda kaybolan kireç yanılgısı.
İnsanlara karşı olan nefretim körükleniyor. Neden kimse yapması gerekeni yapmıyor. Acaba benim için de aynı eleştirileri yapıyorlar mı?
Yemin ederim, yazasım bile yok, değmez diyorum anlatmaya yazmaya.
Son günlerde o kadar sinir yüklüyüm ki kimse beni böyle görmemiştir.
İnsanlara karşı olan nefretim körükleniyor. Neden kimse yapması gerekeni yapmıyor. Acaba benim için de aynı eleştirileri yapıyorlar mı?
Yemin ederim, yazasım bile yok, değmez diyorum anlatmaya yazmaya.
Son günlerde o kadar sinir yüklüyüm ki kimse beni böyle görmemiştir.
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Farkına vardım ki açık bilincim, kastım erkek bünyesi olarak bayanlara karşı farklı cephe almamak, farklı bakış açısına sahip olmamak istediğimi bilse de belki de feromonal bir etki sonucunda karar alma mekanizmam işin içinde bayan olduğunda başkaları tarafından fark edilemeyecek derecede de olsa etkileniyor.
Sistem beni yeterince zorlarken, karar alma mekanizmam yeterince dağılmaya müsait bir çizgi de ilerlese de ben izin vermeye niyetli değilim.
25 Ağustos 2013 Pazar
1.Bölüm
İki tanık var biri dilimdir, biride dürüst kalemim,
İhanet etmez sözüm kağıda ve halim rabba teslim.
Ölümün sessizliğine eşsiz bir seda ile girdim,
Boğulmaktan korktuğun denizin tahmininden derinim.
Benim kalbim ısrarla cennet kuşatmasında hala,
Ruhum bedeni terke maruz sevap artı günahlarla.
Öncelerimi dışlar sonralarım, aklım firarda,
Güller yare sevgi kanıtı, benim elimde papatya.
İçimden kaba bir ses beni azarlıyor yıpratmakta,
Yağmur betonla sevişirken güneş altın saçmakta.
Kollarım o nankörlerle çetin güreş tutmakta,
Sago gidenlerin gölgelerini koleksiyonuna katmakta.
Sevdirmeye gayret etme kendini, sevilmeye terket,
Uzadıkça kısalan ömre huzur aşısı zerket.
Her adım için on çuvallık külfet, rabbım hayra lutfet,
Zararı belli sonlarından iki gözünü ırak et.
Keşfi bekleyen cümleler içindir bütün çabam,
Kelimelerden kalpler yaptım, kimini deştim acımadan,
Dilini kestiklerim sükut nöbetinde gık çıkarmadan,
Suratsızları kapıdan kovsam girmek ister bacadan.
[nakarat]
Söz ehline itaat et, benim sözüm cevher,
İki tanık var biri dilimdir, biride dürüst kalemim,
İhanet etmez sözüm kağıda ve halim rabba teslim.
Ölümün sessizliğine eşsiz bir seda ile girdim,
Boğulmaktan korktuğun denizin tahmininden derinim.
Benim kalbim ısrarla cennet kuşatmasında hala,
Ruhum bedeni terke maruz sevap artı günahlarla.
Öncelerimi dışlar sonralarım, aklım firarda,
Güller yare sevgi kanıtı, benim elimde papatya.
İçimden kaba bir ses beni azarlıyor yıpratmakta,
Yağmur betonla sevişirken güneş altın saçmakta.
Kollarım o nankörlerle çetin güreş tutmakta,
Sago gidenlerin gölgelerini koleksiyonuna katmakta.
Sevdirmeye gayret etme kendini, sevilmeye terket,
Uzadıkça kısalan ömre huzur aşısı zerket.
Her adım için on çuvallık külfet, rabbım hayra lutfet,
Zararı belli sonlarından iki gözünü ırak et.
Keşfi bekleyen cümleler içindir bütün çabam,
Kelimelerden kalpler yaptım, kimini deştim acımadan,
Dilini kestiklerim sükut nöbetinde gık çıkarmadan,
Suratsızları kapıdan kovsam girmek ister bacadan.
[nakarat]
Söz ehline itaat et, benim sözüm cevher,
[ kaynak: http://sarki.alternatifim.com/goster.asp?ac=53534 ]
Kalemim olgunluk tahsilinde yalanına var reddim. (var reddim..)
İki tanık var; biri dilim bir kalemim,
Olanı biteni sindirdim, yeter bana kendi derdim. (kendi derdim..)
2.Bölüm
Bilirim bensiz dostum, iblis dostu, hannas komşusu
Batırdıkça batırır; derindir vesvas kuyusu.
En tatlı yerinde uykumu basar karabasan kabusu,
Güzel cevapların, vardır elbet hain sorusu.
Kanadı olsa hain kedinin, soyu kururdu serçelerin,
Susuz çölde inci bulsa damla arar gözlerin.
Rüzgar esmez her zamanki gemiye layık,
Bir üfürse yol bulurdu bizim orta direk kayık, bu şarkı bayık!
Çin ipeği giysen dahi senin değerin eşşek kılı,
Gelecek hayranlarından sana aç önüne bir kahve falı,
Hızlı koşan arap atının dört yana savruldu nalı,
Umulmadık zamanda kesti birisi bindiği dalı.
Günah ki en güzel kadındır, sizler güzele kanan,
Tabiatın şeytan olacaksa yılan doğursun anan!
Say geriye doğru onu, ileri giden yolcu zaman,
Başkasının ızdırabı ile huzur bulandır mutsuz insan.
[nakarat]
Söz ehline itaat et, benim sözüm cevher,
Kalemim olgunluk tahsilinde yalanına var reddim. (yoo hadi Sago kaf-kef kasva)
İki tanık var; biri dilim bir kalemim,
Olanı biteni sindirdim, yeter bana kendi derdim. (kendi derdim
Kalemim olgunluk tahsilinde yalanına var reddim. (var reddim..)
İki tanık var; biri dilim bir kalemim,
Olanı biteni sindirdim, yeter bana kendi derdim. (kendi derdim..)
2.Bölüm
Bilirim bensiz dostum, iblis dostu, hannas komşusu
Batırdıkça batırır; derindir vesvas kuyusu.
En tatlı yerinde uykumu basar karabasan kabusu,
Güzel cevapların, vardır elbet hain sorusu.
Kanadı olsa hain kedinin, soyu kururdu serçelerin,
Susuz çölde inci bulsa damla arar gözlerin.
Rüzgar esmez her zamanki gemiye layık,
Bir üfürse yol bulurdu bizim orta direk kayık, bu şarkı bayık!
Çin ipeği giysen dahi senin değerin eşşek kılı,
Gelecek hayranlarından sana aç önüne bir kahve falı,
Hızlı koşan arap atının dört yana savruldu nalı,
Umulmadık zamanda kesti birisi bindiği dalı.
Günah ki en güzel kadındır, sizler güzele kanan,
Tabiatın şeytan olacaksa yılan doğursun anan!
Say geriye doğru onu, ileri giden yolcu zaman,
Başkasının ızdırabı ile huzur bulandır mutsuz insan.
[nakarat]
Söz ehline itaat et, benim sözüm cevher,
Kalemim olgunluk tahsilinde yalanına var reddim. (yoo hadi Sago kaf-kef kasva)
İki tanık var; biri dilim bir kalemim,
Olanı biteni sindirdim, yeter bana kendi derdim. (kendi derdim
9 Ağustos 2013 Cuma
Azı karar çoğu mazokizm: Empati ve ayna nöronları
‘İnsanoğlunun ne kadar bencil olduğunu düşünürsek düşünelim, tabiatındaki bazı bariz prensipler nedeniyle, sadece görmekten başka hiçbir çıkarı olmadığı halde, başkalarının kaderiyle ilgilenir ve onları mutlu kılmaya çalışır’
Adam Smith(1759)
Aydınlanmanın en önemli figürlerinden ve modern ekonomi-politiğin ilk kuramcısı olan İskoç sosyal bilimci-filozof Adam Smith’in insan doğasına dair bu gözlemi, aşırı bir iyimserliği barındırsa da, büyük bir gerçekliğe işaret etmekte esasen...
Empati, günlük hayata en çok girmiş olan psikoloji terimlerinden birisi. Duygusal ve düşünsel olarak kendini başkasının yerine koyabilmeyi tarif ediyor ve ergen sevgililerin birbirlerini ‘hiç de empatik olmamakla’ suçlamaları için kullanılmasının ötesinde, karmaşık derecede sosyal bir memeli olan türümüzün varoluşunda çok önemli bir yere sahip...
Empati, dost edinmek, bir sosyal ortamda var olabilmek, kendini kabul ettirmek, eş bulup aile kurabilmek gibi temel bazı insani eylemleri yapabilmemiz için vazgeçilmezdir. Bu noktada çok detaya girmeden bazı bilimsel çalışmalardan bahsetmem gerekiyor, tatil günü zihninizi yormamaya çalışarak.
Kaliforniya Üniversitesinden Naomi Eisenberger ve ekibi, 2003 yılında yaptıkları bir çalışmayla, sosyal olarak dışlanan bireylerin beyinlerinde, fiziksel acı duyduğumuzda aktifleşen aynı beyin bölgelerinin ( anterior cingulat korteks) etkin olduğunu buldular. Bu bilimsel bulgunun yorumu ise çok açık: sosyalleşemeyen ve kabul görmeyen insanlar, acı çekerler ve yoğun bir stres altına girerler.
17 sene önce (bilim tarihinde dakikalar kadar kısa bir süre sayılabilir), İtalyan beyin bilimciler, makak maymunlarının beyinlerinde aynı eylemi hem kendisi yaparken, hem de gerçekleştirildiğini görürken aktifleşen bazı sinir hücreleri keşfettiler ve bunlara ayna nöron adını verdiler, o gün bugündür, ayna nöronlar konusu, davranış bilimleri alanında en heyecan verici başlıklardan biri olmaya devam ediyor.
Devam eden araştırmalarda, eylemin başlangıç aşaması gösterilen ancak son aşaması gösterilmeyen maymunların beyinlerinde de ayna nöronların aktif hale geçtiği, dolayısıyla görsel uyaran olmadan da eylemin sonucunun tahmin edilmesine aracılık ettikleri gösterildi. Maymunlarda bulunan bu ayna nöron sisteminin, insanlarda da beynin ön bölgelerinde en çok olmakla beraber tüm beyinde yaygın olarak bulunduğu da 2010 yılında gösterildi.
Heyecanla bir film izlerken, başrol oyuncusuna yumruk atıldığında gayri ihtiyari başımızı kaçırırız, futbol maçı seyrederken sanki şutu biz çekiyormuşuz gibi ayağımızla topu tekmeler gibi yaparız. Şizofreni hastalarında görülen ve istemsiz bir şekilde karşısındaki kişinin hareketlerini taklit etme(ekopraksi) ve konuşmalarını tekrar etme (ekolali) belirtilerinin (çok şükür ki modern ilaçlar sayesinde daha az görülür oldu), hastalık sırasında ayna nöron sisteminin de etkilenmesiyle ortaya çıktığı sanılıyor, ayrıca Otizm ve Asperger Sendromu gibi hastalıklarda karşısındaki kişinin duygularını okuyamamak ve sosyal ilişki kuramamak durumunun da ayna nöronlarla ilgisi kuruluyor. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerde vicdan ve acıma duygusunun oluşmamasının da bu mekanizmalarla bağlantısını speküle etmek zor değil... Kendilerini fazla empatik bulan kişilerin, el hareketleriyle ilgili ayna nöron aktivitelerinin de daha güçlü olduğu gösterilmiş durumda...
Empati duygusunun oluşmasının ve karşıdaki insanın algı ve düşüncelerini tahmin edebilme yeteneğinin ayna nöron sisteminin bir ürünü olduğu uzun zamandır iddia ediliyor, yukarıda da söylediğim gibi, empati duygusunun gelişmemiş olması ise, neredeyse sosyal bir gerilik hatta hastalık sınırına uzanabiliyor da, acaba fazlası neye yol açıyor?
Sürekli karşısındakinin hissiyatı ve düşünceleriyle ilgilenmek, korkarım bir ‘aşırı odaklanma’ hali yaratıyor. Pencereden dışarıyı gözleyen meraklı bir evhanımın, evdeki çocuklarının evin altını üstünü getirmesini ve birbirlerini dövmesini duymaması gibi, içsel bazı uyaranlar önemsizleşebiliyor. Üstelik bu sadece bireysel olarak değil, içinde yaşadıkları ve esas olarak sorumlu oldukları birinci derece yakınlarına ve kendi sosyal çevrelerine karşı bir duyarsızlığa da dönüşebiliyor. ‘Mum dibine ışık vermez’ deyimi kendini gerçek ediyor.
Bu aşırı empatik, kişilerin, başkalarının mutluluklarıyla mutlu olmaları da kolay değil, çünkü insanoğlu, biyolojisi gereği negatif emosyonlara, olumsuz duygulanımlara daha duyarlı. Duyarlılıkları fazla kişilerin, olağanın ötesinde bir olumsuz duygulanım hissetmeleri, bir süre sonra, bezginlik ve kırgınlık duygusuna ve kaçınılmaz bir duygusal mazokizme dönüşmesi de hiç zor değil.
Bu noktadan sonrası zaten kısır döngü, çünkü empatik duyarlılığın yükselmesi sebebiyle olumsuz duygulanımlarla karşılaşan kişi, depresif bir duyguduruma geçiyor, depresif duygudurumun ise olumsuz duygulanım algısını daha fazla hissettirdiğini hem psikolojik açıdan hem de beyin görüntüleme çalışmalarından gayet net biliyoruz. Kısır döngü, ‘aşırı duyarlılık- empati fazlalığı-bezginlik ve kırgınlık hissi-depresif duygulanım- daha fazla duyarlılık’ olarak seyrediyor.
Kimseye aşırı empatik olma, başkalarının acı ve ızdıraplarını içtenlikle duyumsama diyecek halimiz yok, zaten, ayna nöron meselesiyse bahsettiğimiz, kişinin de kendisinin de –‘öyle duyarlı biri’ -olmasına çokca müdahale şansı yok. İlginç bir diğer nokta da ayna nöron sisteminin kadın ve erkek de farklılık göstermesi, kadınlarda daha güçlü çalıştığına dair kanıtlar var. Bu da sanki bizim günlük hayatta ‘kadın duyarlılığı’ dediğimiz kavrama işaret ediyor.
Aşırı empatik kişilere söyleyebileceğimiz, en azından bu duyarlılıklarını bir tür öz-duyarsızlığa dönüştürmemeleri, kendi aile, dost ve sosyal çevrelerinin de onların bu empatisinden nasiplenmeleri gerektiğini hatırda tutmaları ve en azından, bu aşırı duyarlılık halinin kronik bir mutsuzluk ve depresyonu besleme olasılığını unutmayıp arada kendilerini bir öz-denetimden geçirmeleri olabilir. Unutmayalım ki gündelik hayat koşuşturmacasıyla duyarlılıkları törpülenen insanoğlunun, bu duyarlı bireylere hep ihtiyacı var...
Not: Ayna nöron sisteminin bilim çevrelerinde hala tartışılan bir konu olduğunu ve bilimde genellemelerin ancak spekülatif olduğunu belirtmeliyim
Etiketler:
ayna nöron,
duyarsızlık,
empati,
markoizm,
sosyal duyarlılık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)